15 Şubat 2016 Pazartesi

Kadıköy Yeme İçme

Kendimi bildim bileli dışarda birşeyler yemeyi sevdim ben.
Karın doyurmak için değil ama..
90ların başında The Guide dergisini takip etmeye başladım. Yazılı başka birşey yoktu o yıllarda.
Sonraları her işimizi olduğu gibi bu ihtiyacımızı da internet yardımıyla çözmeye başladım.
Şehirde adeta bir turist gibi dolanıp, hedeflediğim yeme içme içme adresinin peşinden koşmak en büyük hobim oldu. Çok istedim ben de severek ve özenle yiyecek üreten bir ekibin parçası olmak ama kader programım izin vermedi..
Bu aralar aynı heyecanı hissediyorum.
Kadıköyle ilişkim çok farklı. Bu kadar değişmiş olmasına rağmen bana çocukluğumu haırlatan bir sürü anıyla donatılmış bir semt Kadıköy. Evet kimilerine göre çok bozuldu ama bana göre hala çok güzel ve daha da güzelleşiyor her yeni açılan mekanla.
Naan Bakeshop'ta kahvaltı yapma fırsatım oldu mesela. Önceleri sadece ekmek sattığını duyduğum Naan, Modalı olmaya karar vermiş, çok da iyi etmiş. Biz herşeyi beğendik. Üç yetişkin, iki de yemek
yemeği seven çocuk 80 liraya tıka basa doyduk.
Rafine ve Montag kahvecilerinde ev yapımı güzel cheesecakeler yedik, elde özenle yapılmış kahveler içtik. Bir kahve ve tatlı insanı olmayan ben bile Rafine'deki balkabaklı peykeki önüme gelen herkese anlattım.
Kadıköy mekanlarında beni en mutlu eden şey benimle göz kontağı kurup, orada oluşumu önemseyen servis elemanlarıydı...

8 Temmuz 2012 Pazar

zor kızlar

Çocuklar büyüdükçe her şey daha zor olacak derdi tecrübeli anneler bana.
Biliyorum derdim, arkadaşlık ilişkilerinin, hayatta hangi yöne gitmek istediğini bilemeyen bir küçük çocuk ya da ergen olmanın ne denli yorucu olduğunu çok iyi hatırlıyorum zira..
Ben bu mesele ile çok yorulduğum için mi bilmem, benim kızım daha üç yaşındayken başladı bu konularla uğraşmaya.
Kreşteki en yakın arkadaşı bir gün ona seni sevmiyorum dedi. Sadece ona değil tüm oyun arkadaşlarına. Nevra çok üzüldü. Babası ve benimle üzüntüsünü, hayal kırıklığını her fırsatta paylaştı ve kendine ve ailesine güvenen bir çocuk olduğu için bu durumla başaçıkabildi. Bunlar benim değil okuldaki öğretmenlerinin ifadeleri.
Artık kızımı hiçbir şey yıkamaz derken esas darbe bu yaz geldi. Hayatının ilk günlerinden bu yana arkadaşlık yaptığı en sevdiği kız arkadaşı, başka bir yakın arkadaş buldu ve Nevra'yı oyunlarına almadı. İşin kötüsü üç değil ikiyken de oynamak istemediler her iki kız da..
Ben bu durumda ne yaptım;
öncelikle Nevra'yla bu durumu açıkça konuştum. Bazen yeni arkadaş bulunca onlarla oynamanın heyecanına kapılıp, eski arkadaşlarımızı biraz ihmal edebileceğimizi, ama bunun eski arkadaşlarımızı sevmediğimiz ya da onları unuttuğumuz anlamına gelmediğini söyledim.
Okuldan en sevdiği arkadaşını annesiyle birlikte bize davet ettim.
Sitede başka çocuklarla oynaması için uygun ortam hazırlamaya çalıştım.
Ben bu durumda ne yapmadım;
konuyu kafamda büyütmedim, çocuk Banu bu durumda çok acı çekebilirdi ama Nevra Banu'dan ayrı bir kişilik, daha mutlu daha uyumlu ve en önemlisi daha mutlu bir ailede büyüyen bir çocuk:)

7 Temmuz 2012 Cumartesi

vejeteryan hayatımız

Yaklaşık iki senedir üzerinde çalıştığım bir konu vejeteryan beslenme.
Tanıştığımızdan beri parça et yemeyen sevgili hayat arkadaşım, iki sene kadar önce ben artık kıyma, balık ve yumurta yemeyeceğim dedi.
Tamam dedim.
Endüstriyel et üretimini savunan birisi değilim.
On yıl önce az pişmiş etleri, tuzlanmış balıkları bayıla bayıla tüketen Banu da değilim artık.
Başladık bu konu üzerine çalışmaya.
Öncelikle evimizden mercimekli, nohutlu, baklalı çorbalarımızı eksik etmedik.
Bir adım daha gidip kuru baklagilli, bulgurlu dolmalar yaptık.
Bununla kalmayıp nohutlu mercimekli bulgurlu salatalar uydurduk.
İki senenin sonunda yoğurt ve peynir dışında hayvansal ürün tüketmeyen eşim bir dizi kan tahlili yaptırdı, yoğun ısrar üzerine.
Sonuçları normal beslenen pek çok yetişkinden daha iyi çıktı.Kan tahlili şüpheyle yaklaştığım bir mevzu olsa da, hepimiz sevindik, rahat bir nefes aldık.
Umarım sık ziyaret ettiğimiz yemekçiler de artık menülerine hayvansal ürün tüketmeyen ziyaretçilerini de düşünüp birer vejeteryan salata ve ana yemek eklerler.
Böylece dışarı çıktığımızda vejeteryan pizzaya mahkum olmaktan kurtuluruz...

30 Ocak 2012 Pazartesi

çamaşır kurutma makinesi şart mı?

Evlenirken hemfikir olmadığımız tek husus buydu sanırım.
Ben yeni evli bir çiftin, kurutma makinesine ihtiyacı olmadığının ateşli savunucusuydum.
Evin teknoloji dostu, karısını düşünen erkeğiyse, kurutma makinesi olmadan olmaz diyordu.
Sonunda almadık. Balkonsuz eski evimizin, giyinme odası 4 yıl çamaşırlarımız kurutma odası olarak da hizmet verdi, Çakıroğlu ailesine.
Evlendikten bir sene sonra bir bebeğim olacağını, çamaşırları asmanın, sonra da toplamanın bu kadar zaman öldüren bir iş olduğunu, hele de küçük bir çocuk ayağının altında dolanırken bu işleri yapmanın eziyetini bilsem çevre dostu tutumum konusunda ısrarcı olamayıp, bencil tüketici tarafına kolayca geçebilirdim.
Ayrıca bu makinenin en güzel yanı, çıkardığınız pekçok şeyi ütülemek zorunda kalmayışınız.
Bizim gibi yumuşatıcı kullanmayan bir ailenin havluları, ev giyimleri, iç çamaşırları ve kot pantolonları ütülenmiş ve yumuşatıcıya bandırılmış gibi.
Kurutma makinemi seviyorum..

27 Ocak 2012 Cuma

sömestir çocuk aktiviteleri

Tatil başlamadan tatilde ne yapalım telaşı aldı beni.
Neydi bu telaşın nedeni?
Aslında tek bir nedeni yok.
Çocuğum büyüdü ve birlikte bir şeyler yapmak çok keyifli.
Çocuğum sabah sekizden akşam beş buçuğa kadar evden uzak, onu özlüyorum.
Çocuğum büyüyor ve ben onun son üç yılını, hastalık, hamilelik, yas, yeni bebek gibi nedenlerle ilk üç yılı kadar yoğun yaşayamadım.
Çocuğum eski okulundaki kadar sanatla içi içe değil mi acaba sorusunu bir türlü aklımdan çıkaramıyorum.

Önce birkaç tiyatro oyunu seçtim.
Tiyatro Mie oyunlarını beğenerek izlediğimiz, kötü karakterlerini bizim kabul edebileceğimiz çizgilerin içine dahil etmiş,  gerek kostümlerini, gerekse müziklerini beğendiğimiz bir topluluk.
Seyretmediğimiz,  merak ettiğimiz iki oyunu planlarımızın arasında yerini aldı. Uyuyan Güzel ve Komik Tavşan Hopi.
Bizim Tiyatro adlı grubun sergilediği Sevgi Çemberi görmek istediğimiz bir diğer oyun.
Küçük sanatçı kızımla, Pera Müzesini ziyaret etmek ve Pera eğitimde bir atolyeye katılmak istiyordum kaç zamandır. Bizim yaş grubumuz için Kağıttan Laleler etkinliğine rezervasyonumuz yapıldı.
İstanbul Modern'de birbirinden güzel atölyeler var ancak biz sadece altı yaşındayız. Yaş sınırı muhalefetiyle bu etkinliklerde boy gösteremeyecek olmak, epey can sıkıcı oldu. 2005'li arkadaşlara tavsiye ederiz, sabahları dört, öğleden sonraları iki saatlik etkinlikleri.
Biz 2006' lılar için neyse ki kırk beş dakikalık kimya deneyleri düzenlemişler. Pazartesi hariç her gün, ücretsiz ancak rezervasyonla katılabilirsiniz.
Babaannemizin çinilerini fırınlatırken, tanıma fırsatı bulduğumuz, Elif Ratib'ın seramik atölyesine katılmak da planlarım arasında.
 Belli mi olur belki hepsini yapabiliriz.
 Sağlığımız ve hava izin verirse.

Yazımda bahsettiğim adreslerin telefonları da şöyle,

Tiyatro Mie         216-3474560
İstanbul Modern 212- 3347341
Pera Eğitim         212-3349900(4)
Elif Ratib             216-4112164



5 Aralık 2011 Pazartesi

köpük ile pıtır

Fazla almayı sevmeyen bir insan oldum ben oldum bittim.
Çocuğum doğduktan sonraysa çok almam gerekti.
Kıyafet oyuncak bez.. Hem de almakla bitmedi.
Satın almaktan asla bıkmadığım tek şeyse kitap oldu.
Çocuğum da her geçen gün daha çok sevdi, birlikte yaptığımız en güzel şey kitap okumak oldu.
Hayatımızdaki problemleri aşmamımıza yardımcı oldu sevgili kitaplarımız.
Tuvalet, yemek, hamilelik, kardeş, ittiren arkadaşlar..
Köpük ile Pıtır, yeni gelen kardeşle birlikte annesini paylaşmak zorunda kalan büyük çocukların bakış açısıyla yazılmış bir kitap.
Bana göre çocuk büyütmenin en zor vakası, kardeşlik konusuna güzel bir yaklaşım denemesi.
Kardeşin annenin sana ayırdığı zamanın büyük bir kısmına ortak çıkar. Hatta kardeş küçükken anneler ona büyük çocuktan daha çok vakit ayırmak zorundadır. Ama kardeş eğlencelidir. Büyüdükçe herşey daha da güzelleşir. Hayatın kardeşle paylaşılan her anı daha güzel olur..

taşındık

Bazı ilişkiler vardır, artık bitmesi gerekir ama nedense eski güzel günlerin hatırına bir türlü sonlandıramayız.
O kadar da kötü değil der, kendimizi kandırır uzattıkça uzatırız. 
Uzattıkça da sorunlar çoğalır, çoğaldıkça gözlerimizin önündekini göremez hale geliriz.

Bizim de eski evimizle ilişkimiz  böyle olmak üzereydi.
Güzel ilk yılların hatırına, son iki senedir uzatmaları oynadığımız güzel evimiz
Yüksek tavanlı, tarihi eser, geniş cepheli, yol yalısı eski evimiz. 

Herkes çok severdi evimizi, hemen ardından gelen soru, Marmaray İnşaatı hayatınızı çok zorlaştırıyor mu? Bizim hayatımızı zorlaştıran Marmaray değil, kızımın çok sevdiği köftecinin getirdiği kalabalık oldu. Tabi benim kişisel gelişim yolculuğumda gidilen her durak, şehrin bu bölgesinin hem deniz hem kara trafiğine tahammül etmemi zorlaştırdı. 
Çocuklarımın oyun alanının olmayışı, trafiğin gürültüsü, araçlarımızı parketme zorluğu,  kalabalıklaşan ailemizin yüz metrekareye artık sığamaz olması ve en son Nevra'nın okul servisiyle yaşadıklarımız taşınma sürecimiz hızlandırdı.

Geçen ay Narcity'de bir bahçe katına taşındık. 
Salacak'tan Başıbüyük Mahallesine..
Hayatımda ilk defa taşındım. Bir daha ne zaman taşınırım bilmem ama şimdilik çok mutluyum. 

20 Mayıs 2011 Cuma

Narcity'de çocuk yogası

Nevra geçen hafta hayatının ikinci yoga sınıfına katıldı.
İlkine bir kez gidebilmişti. Neden mi?
Yoga eğitmeni dersin sonunda, ömründe yemediği kadar büyük bir şeker hediye ettiği için.
Çocuğumunun şeker yemesinden çok, bu derse devam etme isteğinin şeker gibi iddialı bir ödül tarafından kontrol edilmesinden rahatsız oldum ve ikinci derse gitmedik.
Şimdi aylar sonra pedagojik alt yapısına, birikimine ve annelik sağduyusuna çok güvendiğim yakın bir dostumun evinde verdiği derslerle, Nevra yogaya geri döndü.

19 Nisan 2011 Salı

30. İstanbul Film Festivali

Haraketli geçen Şubat'ın ardından, Mart, Rananın doğumgünü kutlamaları ve hastalıklardan ibaretti ailemiz için.
Hastalıklarımız ilaç kullanmadan ve ateşlenmeden atlatıldı.
Evimize giren virüs ya da virüsler gerçekten güçlü olmalıydı ki Nevra'yı hiç bu kadar bitkin görmemiştim.
Tiyatro Krek'te Güzel Şeyler Bizim Tarafta ve DOT'ta da Malafa'yı izleme şansı bulduk, bunca olayın arasında.
Mart bitip de Nisan başlayınca çok mutlu oldum bu sene.
Oysa sıcak ve uzun yazın habercisi baharı pek sevmem.
Bu sene Nisanın bana neşe verme nedeni festival..
Öyle hayal ettiğim gibi rastgele gidemedim filmlere. Zamanın ne de olsa kısıtlı.
Sinema yazarlarının seçtiği filmlere gittim.
Aynı festivalin reklamındaki gibi oldu. Hayata bakış açım değişti biraz.
Anneliğimin, ev kadınlığımın, yaşadığım coğrafyanın, tüm sosyal ve kişisel rollerimin monotonluğundan sıyrıldım birkaç saatliğine.
Epey bir bilet yaktım. En çok seyretmek istediğim filmi de numarasız yer alıp izledim.
Soğuk geçen güzel Nisan ayında,  Shopping Fest kalabalığı  ile birlikte Beyoğlu Sokaklarının tadını çıkardım..

8 Şubat 2011 Salı

kız kulesi ve filizler köftecisi

Birkaç ay önce evimizin çok yakınında bir köfteci açıldı. Bizim için birşey ifade etmeyen bu mekan meğerse çok meşhur bir yermiş. Tuzla Filizler Köftecisini bir ben bir de kocam bilmiyormuşuz.
Nevranın her önünden geçişimizde, lütfen köfteciye gidelim yakarışlarına kulak tıkayan gaddar birer anne babayız biz.
Kısmet bugüneymiş, kızım köftecisine kavuştu.
Yakın dostlarımız Selin, Manolya ve Korayla birlikte kızkulesine giden teknelere bindik, neşeli ve güneşli bir yürüyüş yaptık.
Karabatakların denize dalışını ilgiyle izledik, denizin bu kadar temiz görünmesine çok sevindik.
Tekneden iner inmez kızkulesine tırmanmaya başladık. Nevra tecrübeli olduğu için arkadaşlarına yol gösterdi. Kulenin en tepesine çıkıp neşeli fotoğraflar çektik. Bir kahve molası verip geri dönmek üzere teknede yerimizi aldık.
Öğlen yemeğini hemen kulenin karşısındaki Filizler Köftecisinde yemeğe karar verdik.
Köfteci ürün kalitesi, fiyatları ve servisiyle benim beklentimin üstündeydi.
Çocuk oyun odası küçük olmasına rağmen bizim kızları bir saate yakın oyaladı. Biz kalkalım demesek onlar hamurun büyülü dünyasında daha uzun süre kalabilirlerdi.
Daha küçükler için emzirme odası da bulunduğunu eklemek istiyorum.

7 Şubat 2011 Pazartesi

çocuk dostu İstanbul

Nevranın okulunun tatil olmasını fırsat bilip, hafta arası bir tiyatro keyfi yapalım dedik.
Hem de öyle alışveriş merkezi salonlarına tıkılmadan, annesinin çocukluğundaki gibi, yani Kadıköyde.
Hedefim sadece eskileri yadetmek değil, yürümeyi ve toplu taşımayı pek sevmeyen kızıma arabadan başka araçlarla da ulaşımın sağlanabildiğini göstermekti.
Evimize topu topu on adım uzaklıktaki otobüs durağından saatte bir de olsa iyi ki geçen 12H ile on dakikada Kadıköye vardık.
Otobüsten inip Modaya giden Tramvaya bindik.
Oyunun başlamasına yarım saat kala gelmek hiç de iyi bir fikir değilmiş. Beş dakikada bir oyunun ne zaman başlayacığını sordu ama idare ettim.
Oyun, Bremen Mızıkacıları, son zamanlarda izlediğim en başarılı çocuk oyunuydu.
Sıkılmadan izledik.
Nevra her zamanki gibi kötü karakterler yüzünden biraz gerilse de, genel olarak eğlendi.
Oyundan çıktığımızda güneş batmış hava soğumuş, sokaklar evlerine dönmeye çalışan insanlarla dolmuştu.
Birkaç kişinin çantası Nevranın kafasına çarptı.
İrice bir bayan da neredeyse kızımı eziyordu.
Kadıköyden de saatte bir kalkan otobüsümüzü beklerken, İETTnin 18 yaşındaki otobüslerinin egzosundan zehirlenme tehlikesi atlattık.
Sahi o kadar zor mu bu otobüslerin yenilenmesi?
Otobüsümüz kalkarken yanımızdaki halk otobüsüne binmeye çalışan bir bayanın yere düşüşüne şahit olup, evimize doğru yola koyulduk.

29 Ocak 2011 Cumartesi

her güne bir yemek, nadir kitap nasıl bulunur

Yıllardır takip ettiğim yemek yazarı Tijen İnaltongun blogunda değişik bir yazıya rastladım geçen ay.
Düzenlediği yemek kursundaki reçeteleri blogunda paylaşmasını isteyen bir okuruna cevaben yazdığı bu satırlar benim de uzun süren bir uykudan uyanmama yardım etti.
Ne kadar alışmışız bedavaya. Özellikle de bilginin bedavasına.
Oysa en kıymetlisi bilgi.
Para vermeden alınan hiçbir hizmetin değeri yoktur diyen ben bile, yıllarca hiçbir bedel ödemeden bilgi almışım Tijen İnaltong'tan.
Bunun üzerine kollarımı utançla sıvadım ve başladım başyapıtı Her Güne Bir Yemek kitabını aramaya.
Ne yazık ki çaldığım her kapı kitabın tükendiği cevabıyla yüzüme kapandı.
Yapı Kredi Yayınlarından gelen, evet kitabın baskısı tükendi, en iyisi ikinci el kitapçıları deneyin postasıyla ümidim tükenmişti..
Küçük kızıma kitap ararken bulduğum Nadir Kitap'ta Her Güne Bir Yemek çıktı karşıma.
Hemen siparişimi verdim. İki gün içinde de kitabıma kavuştum.
Ne çok şey kaçırmışım diye hayıflanmadan geç kavuştuğum kitabımın tadını çıkarmaya başladım..

23 Ocak 2011 Pazar

hastalıklar ve modern tıp

Herkes gibi biz de hastalıklardan nasibimiz aldık.
Çocuklarım değil kocam hasta..
Hangisi daha kötü bilmiyorum.
Tabi kocamın hastalığı pekçok soruyu da beraberinde getirdi.
Son beş aydır vejeteryan olmasının,  bu kadar şiddetli bir gribe yakalanmasında bir payı var mıdır.
Okuduk düşündük sorduk soruşturduk her zamanki gibi.
Grip ne kadar ağır olsa da iki gün süründürdü. İki gün sonunda parasetemollerin de maharetiyle, basit bir üst solunum  yolu enfeksyonu seyrine geçti.
Kızların sürekli tıkanan burnu, bizim geçmeyen üst solunum yolu enfeksyonlarımız, kocamın lustrali benim tekrarlayan egzama sorunum..
Sonuç bizim de artık bir homeopatımız var. Uzun zamandır araştırdığım, Avrupa ve İngiltere'de yaşayan tanıdıklardan duyduğum homeopati ile kısmetse Şubat başında tanışacağız.

4 Ocak 2011 Salı

evimin önü ispark

Dün evin önüne parkederken  daha önce buralarda görmediğim orta yaşlı  bir adam yanıma yaklaşıp, benden otopark ücreti istedi.
Yok dedim şu apartmanda oturuyorum.
Bu bazen olur.
Yeni otopark görevlileri geldiğinde, ilk karşılaşmamızda biz hane sahiplerinden de ücret isterler. 
Ancak biz evimizin önüne parketmek için ücret ödemeyiz, bize gelen misafirler de..
Şimdi işler değişti.
Çünkü artık İspark devralmış buralardaki otopark işini.
Evinin önüne arabanı bırakmak için para ödemek medeniyet adına bir ilerleme mi yoksa soygun mu?
Henüz karar veremedim. Biraz düşünüp okuyacağım.. Ve tabi ki hukukçu dostların da yorumlarını dinleyeceğim.

29 Aralık 2010 Çarşamba

oyun atölyesi

Oyun Atölyesinde ilk izlediğim oyun Evlilikte Ufak Tefek cinayetlerdi.
Sonraki Testosteron.
Daha sonra 7 Şekspir Müzikali, en son da Macbeth.
Oyunların hepsi kaliteli prodüksyonlardı.
Bu sahnede oyun izlemek isteyenlere nacizane tavsiyelerim
  • biletlerini bir ay önceden edinmeleri
  • arabalarını park etmenin en az yarım saat (iyimser bir tahminle)  alacağı gerçeğini göze almaları
  • salonun biraz basık olduğunu anımsayarak giyinmeleri
  • oyuna aç karnına ve en az bir saat önce gelmeleri, harika bir kafeleri var
iyi eğlenceler..

12 Aralık 2010 Pazar

nevra'ya okul arama çalışmaları

Evet bu haftasonu başladık okul turlarına.
Sanırım başka okul gezmeyeceğim.
Beğendiğini al ilkesine uyacağım.
Hayatımda ilk kez gerçekten beğendiğime inandığım bir ürünü, beklemeden üzerine birkaç zaman dilimi yatmadan alacağım.
Okuldan beklentilerim neler?
Depreme dayanıklı yeni bir bina istiyorum. Madem çocuğumu bu kadar uzaklara göndereceğim en azından fiziksel güvenliğinden emin olmalıyım.
Yabancı dil eğitimine İngilizce dışında bir dille başlasın istiyorum. Mümkünse şu anki okulda başladığı Almancasına devam etsin.
Kapasitesi doğru olarak tespit edilsin. Akademik olarak kapasitesinin altında ya da üstünde bir performansa zorlanmasın.
Hangi spor dalının kendisine uygun olduğunu keşfetmesi konusunda rehberlik edilebilsin.
Aynı şekilde hangi müzik enstrumanını çalmanın onu mutlu edeceği açığa çıkarılabilsin.
Kendisinden daha başarılı ve daha az başarılı çocukların olduğu bir grubun içinde olsun.
Bize benzeyen birkaç ailenin çocuğuyla arkadaş olabilsin. Okul dışında da görüşebilsin.
Mutlu bir çocuk olmaya devam edebilsin.
Okulumuz Denizatı Kayışdağı...
Yukarıdaki soruların çoğuna evet cevabı verebiliyor.
Okulun beşe kadar devam etmesi ve bahçeye eski okulumuzdaki kadar çıkamayacak olması da kalan yüzde yirmi.
Bir aksilik olmazsa seneye Denizatındayız...

4 Aralık 2010 Cumartesi

beşiktaş'ta erken bir akşam yemeği sıdıka

Ne kadar zaman olmuş ben mezeli bir yerlere gitmeyeli.
Süt grubum aracılığla bir yerlerde adına ratladığım Sıdıka'ya gitik kızı kıza bu akşam üstü.
Sıdıkanın en güzel yanı benim hiç trafiğe maruz kalmadan, motorla kendisine ulaşmam.
Ama tek güzel yanı bu değil neyse ki.
Meze özgün, dekor şahsiyetli, müzik seçkin, sahibesi konuşkan..
Ödediğimiz hesap konusunda yorum yapmayacağım. Bu çok göreceli bir mesele, karı koca arasına girmek kadar riskli.
Güzel bir internet siteleri var. Fiyatlar orada da duyurulmuş.
Porsiyonlar büyük ve sahibesi sipariş alırken bu size fazla gelir daha az birşeyler söyleyin gibisinden tavsiyeler veriyor.
Yemekten sonra ılık bahar havasında Akaretlerden aşağı yürümek çok keyifli.

25 Kasım 2010 Perşembe

doğal kozmetik

Geçtiğimiz pazar kendim için harika birşey yaptım.
Aslında ben değil eşim yaptı..
The Blossom Village natural remedies'de bir workshopa katıldım.
Açıklıyım
Blossom Village doğal ama gerçekten doğal kozmetikler üreten bir firma.
Doğal kozmetik nasıl olur?
İçinde kimyasal olmaz
Köpürtücü olmaz
Kokusu doğal yağlardan gelir
İçindeki diğer esansiyel yağlar rafine değildir
İçindeki balmumu organik balcılardan temin edilir
Hiçbir bileşeni erimiş ya da toz şeklinde alınmaz
Kendime bir yüz kremi ve maskesi ve bir de vücut soyucu yaptım.
Evdeki makyaj temizleyici el ayak vücut kremi gibi tüm kozmetikleri de kaldırdım.
Bununla da kalmayıp saçlarımı da meşhur bıttım sabununa teslim ettim.
Sabunla saç yıkamaya ne kadar devam edebilirim emin değilim ama yeni kozmetiklerimle çok mutluyum.
İnsanların ihtiyaç duyduğu herşey doğada mevcut.

18 Kasım 2010 Perşembe

kardeş sorunları

Hamileliğimden bugüne kadar geçen zaman içinde hedefimiz Nevranın hayatının değişmemesiydi.
Kardeşlikle ilgili okuduğunuz okuyacağınız her kaynak size bunu söyler.
Sorunlu geçen hamileliğim beklemediğimiz bir durumdu.
Hamileyken dedemizin hastalanması ve vefat etmesi durumu daha da zorlaştırdı.
Bütün bu dönem boyunca babamız, benden ve babaanneden boşalan yeri doldurmak için elinden geleni yaptı.
Bu süre içinde çok sağlam bir baba kız ilişkisi kurdular ki bebekken herkesin bahsettiği babaya aşık kız, kızını şımartan baba bizim evde mevcut değildi.

Şimdilerde de bir yere giderken genellikle üçümüz gidiyoruz. Rana'nın da uyku düzeni aksamamış oluyor.
Diğer bir avantajımız Nevranın yaş gruplarınn karışık olduğu bir okula gidiyor olması. Son ikibuçuk yılını kendinden küçüklerle beraber geçiren kızım, bizim evde bebekler konusunda en bilgili kişi.

Bazen kardeşiyle ilgili fazla sorumluluk almak istemesi fiziksel tehlikeler doğurabileceği için sorun yaratabiliyor.

Kızımın kardeş sonrası tek sıkıntısı evde istediği kadar ses yapamaması aslında.
Bu yüzden hiç söylememem gereken şeyler söylerken buluyorum kendimi.
Kardeşin uyuyor sessiz ol
Yavaş ağla kardeşin uyuyor
Kardeşin uyanırsa TV'yi kapatmak zorunda kalırız biliyorsun, kardeşin için zararlı vb
Tüm bunlar ağzımızdan çıkarken doğru olmadığını biliyoruz ama diğer tarafta da zorla uykuya ikna edilmiş, uyandırıldığı zaman da halinden memnun olmayacak başka bir küçük hanım var
Ebeveynlik zor meslek..

14 Kasım 2010 Pazar

bol misafirli bir cumartesi

Akşam yatmadan önce dişlerimi fırçalarken, gün boyu aynaya bakmadığımı farkettim.
Dün evimizde dokuz yetişkin, bir çocuk ve bir bebek ağırladık.
Yemekler yendi kahveler çaylar içildi.
Bayram tatili, beslenme, spor, diyet ve okul seçimi en popüler konulardı.
Umarım yaşlandığımda da ziyaretçilerim azalmaz.